Tabutuna Haciz Konan Osmanlı Hükümdarı

Son Osmanlı İmparatoru Sultan Vahideddin Han, sürgün dönemlerini yaşadığı İtalya’daki evde 16 Mayıs sabahına sıradan bir gün gibi uyandı. Senelerdir çektikleri para sıkıntısı artık problem olmaktan çıkmıştı. Artık ev ahalisi parasız da neşeli olabiliyordu.

- Bu haber 86 kez okundu.

Tabutuna Haciz Konan Osmanlı Hükümdarı
 Vahideddin Han, aldığı bir müjdeli haberle köşkün en neşelisiydi, zira kızı Sabiha Sultan’ın üçüncü çocuğu Necla Sultan dünyaya gelmiş, dolayısıyla Vahideddin, bir toruna daha sahip olmuştu. 

Fakat sabah gelen bu güzel haberle eğlenen villa sakinleri, akşam saatlerinde hüznün en büyüğünü tattılar;

“Vahideddin, o gece akşam yemeğinden sonra bütün kadınlarını, hazinedarlarını, odasına toplamış ve geç vakitlere kadar pek tatlı ve neşeli sohbetlere dalmışlardı. Yapılan sohbette tüm mevzular, dönüp dolaşıp İstanbul’a ve Çengelköy’ündeki köşke geliyor, herkes bu geçmiş refaha ve gençlik hatıralarına ait tatlı bir hikâye anlatıyordu. 

Vahideddin, bu tatlı sohbetleri en hararetli yerinde keserek;

“Haydi, yatsı namazını kılınız da geliniz. Sohbetimize yine devam ederiz”demiş ve kadınlar namazlarını kılmak üzere kalkıp dışarı çıkmışlar.

Bu esnada Vahideddin, daima yanında bulunan ve hizmetlerine bakan son zevcesi Nevzad Hanım’a seslenerek;

Biraz safram kabarıyor, bana bir tas getir” demiş. Derhal getirilen tasa pek az miktarda ve sarı bir safradan ibaret istifrağ ettikten sonra; Aman şu leğeni dök de şurada pis pis kokmasın” demesi üzerine Nevzad Hanım, derhal leğeni musluğa dökmüş ve acele ile odaya döndüğü zaman Vahideddin’i uzandığı şezlongun üzerinde cansız bulmuştu.” (1)

Vahideddin’in hayata veda ettiği o gece Villa Manolya’da olanları, yine o akşam villada kalan ve hadiselerin şahidi olan 9 Savunma Bakanına danışmanlık yapan ve o an orada misafir bulunan Tarık Mümtaz Bey’den okuyalım;

Bardaktan boşanırcasına çılgın ve usandırıcı bir yağmur başlamış ve bir lahza göz açtırmadan günlerce devam eden bu yağmur Sanremo’ya bir felâket havası sızdırmıştı. Manolya ve portakal bahçelerinden seller gidiyor ve her ağacın dibinde ayrı ayrı gölcükler kaynıyordu. Ben henüz uykuya dalmıştım. Başucumdaki dahili telefon dışarıdaki kuduran fırtınaya tempo tutan çılgın ve sürekli çığlıklarla çırpınmaya başladı. Çoktan beri sesini kaybeden bu makinenin o akşam birden bire telâşla dile gelmesine hiçbir mânâ veremiyordum. Uyku sersemliği ile mikrofona sarıldığım zaman korkunç bir vâveyla ile karşılaştım. Telefonda; Yetişin! Efendimize bir hâl oldu.! diye acıklı kadın sesleri haykırıyordu. 

Yanlarına gittiğimde Sultan Vahideddin bir şezlonga uzanmış, cansız bir halde yatıyordu. Sırtında koyu sarı tüylü bir samur kürk vardı. Kır ve hafif kıvırcık saçı, sakalı dikilmiş gibi görünüyordu. Rengini henüz muhafaza eden ve bir ölü çehresini hatıra getirmeyen yüzünün ortasında küçük fakat kemerli bir burun dikkati çekiyordu.

Ağzı küçük bir daire şeklinde, derin derin nefes alıyormuş gibi açık bulunuyordu. Gözleri sakin bir uyku halinde bulunduğu hissini veriyor ve kapalı duruyordu. Vücudu buz kesmişti. Prens Sami Bey’in bu ani hadise karşısında uykusu başına sıçramış, kimin yakasına yapışacağını bilemiyordu.

Sultanın yeğeni Prens Sami Bey, meşhur nezaketine rağmen çıldırmış gibi sağa-sola saldırıyor, vakit vakit o vakur ve ağırbaşlı efendilerin ve Sultan Vahideddin’in son zevcesi Nevzad Hanım’ın üzerine yürüyerek;

Dayıma ne yaptınız diye garip sualler soruyordu. Haber duyulur duyulmaz 

İtalyan Hükümeti buraya bir doktor gönderdi. Bu doktor derhal otopsi yapmak istedi. 

Sultan Vahideddin’in yattığı odanın yanı başındaki salonda yapılacaktı. Vücudu ve mafsalları kaskatı kesildiği için soymak ve kürkünü çıkartmak pek zor oluyordu. Ölüye işkence edilmesine razı olmayan Sami Bey, o kıymetli kürke ve çamaşırlara bir makas atarak baştan aşağıya parçalayıp kolayca çıkardı. Yüzünden gayet zayıf ve ihtiyar görünen Sultan Vahideddin’in vücudu gayet genç adaleli ve mütenasipti. Sol taraf boş böğründe iri iri mor lekeler olmuştu. Ölüyü beyaz bir patiskaya sardıktan sonra Prens Sami Bey’le Seryaver Avni Paşa, ikinci müsahip Mahzar Ağa ve ben usulca tutup omuzlarımıza kaldırdık. 

Doktor kendine lâzım olanı, yani ölüme sebebiyet veren arızayı derhal bulmuş ve eline alarak yanımıza gelmişti. “İşte” diye gösterdi. Bu küçük ve beyaz bir kemik parçası gibi görünüyordu. Doktor; bu kâlbe giden kan damarıdır. Tıkanmış ve taş kesilmiş” dedi. Majesteleri sıkı tavsiyelerimize rağmen çok miktarda aspirin almışlar ve bu hâl ölüme sebebiyet vermiştir” dedi.

Sultan Vahideddin’in ölümü üzerine kıymetli evrak ve paralarını muhafaza ettiği küçük çekmecesi açıldığı vakit içinden on yedi tane çeyrek Osmanlı altını ile taşları sökülmüş bir Hanedan-ı âli Osman nişanı bulunmuş ve servet namına bunlardan başka hiçbir şeye tesadüf edilmemişti.(2)

Birinci Bölümün Sonu…

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.